19 Haziran 2012 Salı

çok aşağılıksınız ve ben buna çok üzülüyorum. 
bir yanılgı içerisindesiniz ve ben bundan nefret ediyorum.
büyük ihtimal halinizi, eğitiminizi, işinizi, olduğunuz yeri
yüce şahsiyetiniz ve üstün zekanızla elde ettiğinizi düşünüyorsunuz.
sahip olduklarınızın tamamen hak ettiğiniz şeyler olduğuna kanaat getirmekle beraber
hak etmediğiniz herhangi bir güzellik, iyilik, zenginlik olmadığı konusunda da eminsiniz.
hırsızlar, fahişeler, katiller, dolandırıcılar, eşkıyalar öyle yaşamayı seçmişler iken
hatta ilkokulu bitirip doğru düzgün okuma-yazma bilmeyen çocuklar olmayı
hatta on beş saat çalışıp doğru düzgün kokamamayı
hatta kimsesiz kalıp sahip çıkılamamayı
hatta kaç yaşına gelip şehirli gibi konuşamamayı
hatta madde bağımlısı olmayı, sokakta yatmayı
hatta iyi beslenememeyi, çocuklarını iyi besleyememeyi
hatta içeri düşmeyi, orada çürümeyi tercih edip
olamadıkları insan olmalarının cezalarını çekerlerken
sizi bilgili, kültürlü, iyi, namuslu, dürüst, çalışkan, zengin yapan şartlar kesinlikle sizin müthiş kabiliyetinizin ürünü.
değil mi? 
hiçbir üstünlüğünüz yok, hiçbir ayırt edici özelliğiniz yok, bir tane bile.
tek farkınız, bir kere bile başka biri olma imkanına kavuşamamış insanlara bakıp bakıp
kendi tatmininizi sağlamanız, bunu kendi mükemmelliğinize yormanız.
yaşadığınız hayattan kat be kat daha iyisine layık olduğunuza,
her hal ve şartta yine olduğunuz kişi olacağınıza inanmanız.
sizin gibi olmayan herkesi aşağılamanız.
tek farkınız şansınızın yaver gitmesi. 
binlerce kilometre uzaklıktaki bir coğrafyaya gerek yok,
oturduğunuz apartmanın bir alt katında bile doğmuş olsanız,
belki de bambaşka biri olacaktınız.
rica ederim bir bok başarmış gibi yapıp durmayı bırakınız.

11 Haziran 2012 Pazartesi

bu ne kısa dünya böyle, ayaklarımı dışarı taşmış buluyorum


kendi gözleri önünde hayatı mahvedilen insanlarınız sonuçta. insan kendisiyle arasını açmayagörsün araya niceleri giriyor. sonra biz kendi hayatımızın misafiri haline geliyoruz. varlığımız zahmet veriyor mu kaygısından ayaklarımızı uzatıp da, bilemedin kendi akşamımızı gönül rahatlığıyla geçiremiyoruz. dilimiz damağımız kuruyor da rahatsızlık verir mi diye ağzımızı musluğa dayayıp doya doya su içemiyoruz. yerimizi yadırgıyoruz. ne ayık kalabiliyoruz, ne uykumuzu alabiliyoruz. uyanıyoruz da odamızdan çıkamıyoruz. planlarımız var. zihnimiz hesap makinesi, ellerimizde banknot lekeleri. evden çıkarken ilk işimiz anahtarlarımızı ve cüzdanımızı kontrol etmek. oraya dönmeye, hiç değilse şu dört duvarı bize bahşetmiş olmalarına şükretmeye nasıl şartlandırılmışsak ödümüz kopuyor başka bir yere yolumuz düşer, başka bir iklim yaşarız diye. biz gidemeyiz mesela. sadece döner geliriz. fasit daire dedikleri şey tam olarak halka. boynumuza gönül rahatlığıyla geçirdiğimiz bir şey. mide rahatlığa ihtiyaç duyar sözü bunu karşılıyor. dünyayla alakalı tek derdimiz karnımız tok iken, hizadayken ölmek. gel gidelim desen, bohçamı alayım der insan. soyunamaz mesela, üzerinde olmasını gerek gördüğü zırhı taşır. ağır geldiğini hisseder de teninden ayrı bir şey olduğunu akıl edemez. orada tıkılı kalmayı, çitten atlamanın zahmetine yeğler. kulağı, oradan atlamak çok zahmetli hatta tehlikeli sözleriyle doldurulmuştur bir kere. önündeki bir avuç otu, nice bahçeye tercih eder bu sebeple. başka türlüsüne inanma gücünü kendinde göremeyen insan, bütün gücünü sırtına yüklenen şeyi taşımaya harcadığını da göremez.

uçan balonun bile ipi var, ne acı.

10 Haziran 2012 Pazar

madem yok denecek kadar az, neden kısaca yok denmiyor, çok yalnız kalınca bunu düşünüyorum. çok yalnızım da sanki az yalnız olsam daha mı iyi olacaktı? az çok ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum? çok az anlaşılmak şefkatine sarındım. yeni tanıştık, biraz fazla ileri gitmiş olabilirim. gittiğim yerde beni bekleyen bir kuş sürüsü yok. en fazla jonathan. onun da çok fazla lafını etmeye değmez.

ben hiç, bir makinistle tanışmadım mesela. tanışsam ilk sorum demirden korkup korkmadığı olur. öyle olsa trene binmeyeceğini söyler büyük ihtimal ya da bana "senin aklın başında mı?" der. yüzme bilmeyen biri su içmekten korkmuyorsa, siz beni ne ile suçluyorsunuz diye sitem edip, imdat frenini çekerim. benim çektiğim bana yeter, rica ederim siz yolunuza devam edin. ben hiçbir tren yolcuğunda biriyle de tanışmadım mesela. tanışsam ilk anlatacağım hikaye "hadi baba gene yap" olur. bu yaptığım ne kadar doğru olur bilemem, ne kadar yanlış olduğunu da. yolculuk nereye böyle de diyebilirim. daha önce karşılaşmadığımıza emin misiniz? sizinle aynı dünya üzerinde dönüyor olmaktan aldığım hazzı, dünyalara değişmem. beni tanımıyorsunuz bile, neler söylüyorsunuz böyle? bu ne cüret derseniz, daha önce hiç görmediğiniz bir yıkıma şahitlik edeceğinizi garanti ediyorum, hem de sizi tanımadığım halde. rica ederim, beni yalnız bırakın. yalnız, bırakın da en azından, son sözlerimi söyleyeyim: bu dünya oraya gitmez.

bu bakışların altındaki küçümsemeyi biliyorum. beni şaşırtan bu kadar büyük bir kibri, o küçücük yerde nasıl barındırdığınız. hayır, siz haklısınız. şu sessizliği bir daha sağlayabileceğimi bilsem ben de halime gülerim. size ortaklık edebilirim, tahammül asla. şu misafirlik bir bitsin, bakın ben size neler edeceğim. bakın yine yanlış anlamaya meyilli gibisiniz ve ben çok, buradan kayarak denize düşecek ve yine kendime sarılacak gibiyim. çok mu çekilmez biriyim, sabrınızın sınırını mı zorluyorum, midenizi mi bulandırıyorum? rica etsem, beni bir ömürlüğüne idare eder misiniz? çok müşkül durumdayım ve aklımdaki işgalden ötürü, biraz yardıma ihtiyacım var. biraz kesenin ağzını açarsanız, ortalığı batırmamak için elimden gelen gayreti göstereceğim. çok teşekkür ederim, bu yaptıklarınızı hiç unutmayacağım. sizin için çok güzel bir son hazırlıyorum. pişman olmanıza bile fırsat vermeden, sizi bu zahmetten kurtaracağım.

bu bir pipo değil. şiddete şiddetle karışıyım. tahdidi bir davranışla sizi sadece canınızla ve malınızla korkutmak istemem. hepinizi tashih ederim, sözüm teşbihten dışarı. eğer bana bir fırsat tahsis edilirse yani neden olmasın, neden bir insan arıtma tesisi kurma fikri hayata geçmesin? ben her şeyi planladım. parlak bir düşünceden faydalanan panellerle enerji ihtiyacını giderip, abartılı ideallerle de iş gücünü karşılamayı düşünüyorum. arındırma konusunda gönüllülüğe dayalı bir sistem tahayyül ediyorum. istemeyen pisliği içinde rahatça ölebilir. atıklarla alakalı da en ufak bir endişeniz olmasın, bütün zehrinizi içime akıtabilirsiniz. hepinizi, içinizin kurumundan kurtaracağım. ciğerlerinizin ederini kıymete bindireceğim. yaptıklarımız, yapacaklarımızın garantisidir. babam da bir iş adamıydı ve girdiği bütün işleri batırdı. inanın teşekküre gerek yok. sadece adıma bir hatıra ormanı büyütüp, ateşe verirseniz sevinirim.

siz niye üzerinize alıyorsunuz? benim tek yaptığım, karşıma kendimi alıp konuşmak. olmadık yerde aranıyorsunuz. oysa ben sizi elimle oymuş gibi kör edebilirim. hayır, nefret edecek kadar umursamıyorum henüz sizi. yalnızca ümitlerime katık ediyorum. çünkü kendi başımın etini yemek çok yavan geliyor, yaşadığımız aynı dünya mı? bu konuda bir yardımcı olun istiyorum sadece. abim bir kere "adamın aklıyla arası yok ki" demişti. şu akıl ettiğim şeyleri görse, gözlerinin dolacağından eminim. göz pınarları önüne baraj kurma fikrimden bahsetmiş miydim size?

5 Haziran 2012 Salı


"gam benimle gamdır yalayan ilk pulu zarfa gömen silen süpüren do re mi fa sol la si "

mümkün mertebesiz kıyısı uzak bir denize bırakılmış murat şişesi
mâhaza macera değil, milada bırakılmış sefere varmalık koşusu 
maharet bahçelerinden seçtiğim yenilginin çarpsın yüzüme sesi
madem düştü toprağa imkansız tohumun yeşerebilmek endişesi
mahir olmak bilinecekse eğer yıkılışın zeminde büyüyen gürültüsü
maruf say beni bir, büktüğünde boynumu kısmetin müthiş kroşesi
manşet olsun düşmüş de kalkamamış nice yapının manzarası
mutlaka beni de sökün, sökün ettiği yerden köklerin yaygarası
maktele yürürüm ayak diretmeden, sırtımda kamburluk parkası
metaneti ben yüklenirim, sizi niye güldürmesin yükümün şakası
mevcut mecburiyetler şusu busu hepsi, biraz da burun akıntısı
meteliğe kurşunu elimle bırakmak kadar işte bendeki can sıkıntısı 
masiyet şuramda dursun, zor olsa da taşınır pişman olmak küfesi
maruzatımı var mı saklayacak, sen onu söyle, bir tane gönül kafesi
meşguliyet bununla hayat, hatta ölene kadar bedava denemesi
müdahil oluyor bilcümle ecza ve fakat durduralamıyor kanaması
mutlaka umrumdadır diyeceksin dünyaya karşı durarak yaşaması
madrabazlar arasında nasıl da kayıt dışı kalacak bikes döşemesi
mahvına sebep nereden bilinsin bir insanın an kaybından ölmesi
muhammen bile olamıyorken kendine takvimden bir gün bulması
mahcup olmak kaldı bir elimde, diğerinde oflaz karamsarlık çalgısı
meftun oldum, bakakaldım, iki gözlerimde merdümgirizlik bulgusu
mahmurlukmuş desinler gömüldüğü sebeplerin cevapsızlık kuyusu 
mecazsız halde boğulmuş, akarken yatağından bir çocuk uykusu
mahlas olsun alnımın çatında yarından kalma bu burukluk nişanesi
mahsur kalmış orada, yurt edinmiş bilsinler kırıkların en şahanesi

mabedim yıkık, mabudum ırak geçti gitti ömrümün yirmi yedi senesi